Uzun bir aradan sonra herkese tekrar merhaba. Herkese benden çay…  Bu gün bendensiniz. Çünkü artık eskisi gibi yazacak zamanım hiç olmuyor. Sürekli monoton bir şekilde çalışıyorum. Yazmak istediğim bir çok teknik konu var ama bunlara zaman ayıramıyorum. Hayatımdaki tek heyecan, şirketteki projelerle gelen heyecandan başka bir şey değil artık. Üniversiteden mezun olduktan sonra aradan çok uzun bir zaman geçmiş gibi hissediyorum. Halbuki en fazla bir buçuk yıl olmuştur. Buna rağmen üniversiteyi hiç özlemedim. Tek özlediğim şey üniversitedeyken yaptıklarım veya yapabildiklerim.

Üniversitedeyken bir topluluk odamız vardı. Orayı bir laboratuvara dönüştürmüştük ve çalışmalar yapıyorduk. Sahipsizdik. Kimsenin umurunda değildik. Kimseye verecek bir hesabımız da yoktu. Orada bir çok robot yaptım. Bir çok gün orada yatıp kalktım.  Sanırım hayatımın şu ana kadarki en mutlu günleriydi.  Mezun olduktan sonra ideallerimi gerçekleştirebileceğim yerler aradım. Ama hayat hiç istenilen gibi olmadı ve sanırım olmayacak. Herkesin hayattan beklediği bazı şeyler vardır. Kimisinin mutlu bir aile kurmak, kimisinin ise son model bir araba almak… Ama benim beklentim sizce duyacağınız en saçma beklenti olabilir. Kendime ait bir laboratuvarımın olması ve  kalan ömrümü orada bir şeyler yaparak geçirmek. Beklentim bu.  Üzerine çalışmak istediğim bir sürü konu var. Yarı iletkenlerden ve süper iletkenlerden tutun da kablosuz elektrik aktarımına kadar…  Bu beklentimi insanlara anlattığımda bir çoğu gülüyor. Diğer kalan kısmı bir üniversiteye araştırma görevlisi olmamı ya da yurt dışına gitmemi söylüyor. Anlamayan insanları görünce bazen anlatma kabiliyetimin çok kötü olduğunu düşünüyorum.

Küçükken de “Ne olmak istiyorsun?” diye sorduklarında “Bilim adamı” diye cevap veriyordum. Daha 1. , 2. sınıflardaki bir çocuğun bilim adamı denildiğinde hayal ettiği şey sizce ne olabilir?  O zamanlar aklımda canlanan şey; garip, gizemli ve ilginç şeylerle uğraşıp onlardan başka ilginç şeyler yapan insanlardı tabi ki. Bilim adamlarının, okulda sürekli gördüğüm elinde birilerine vurmak için gezdirdiği cetveli olan, asık suratlı ve kahve renkli takım elbiseli bir fen bilgisi,matematik, sınıf öğretmeniyle ya da anlattıklarıyla ne alakası olabilirdi?   Bize dayatılan, ezberletilen ve kalıplaşmış bir matematik ya da fizik ne işime yarayabilirdi? Benim de tüm derslerim kötüydü zaten. Hayatım boyunca da çoğunlukla kötü oldu.  Bu yüzden küçükken de “Bilim adamı olmak istiyorum.” dediğimde etrafımdaki insanların çoğuna çok garip ve gülünç geliyordu.

Üniversiteye gittiğimde ufkumu açan tek şey, o zamana kadar bir alaka göremediğim matematik ve fiziğin günlük hayatta ne kadar kullanışlı ve önemli olduğunu anlamam oldu. Bunun sebebi, kullandığımız kaynakların yabancı dilde ama işin 1. derece ilgili insanı tarafından yazılmış olmasıydı. Maxwell’in yazmış olduğu “A Dynamical Theory of the Electromagnetic Field”  kitabını ilk okuduğumda hissettiklerim çok farklıydı. Ya da “Thomas Calculus” kitabındaki matematik projelerini gördüğümde hissettiklerim… Sanırım kendimi biraz aptal gibi hissetmiştim. Çünkü üniversiteye kadar olan tüm okul hayatımın çöpten ibaret oluğunu anlamıştım. Her fırsatta halen integral, türev ve vektör matematiğini kullanıyorum. Çoğu insan buna şaşırıyor. Biz o derslerden geçtik bitti diyorlar.

İdeallerinizle üniversiteden mezun olduğunuzda ve hayatın asıl gerçek yüzünü gördüğünüzde, hızla giderken bir duvara çarpmış gibi oluyorsunuz. Çoğu insan bu andan itibaren ideallerini bırakıp yaşayabilme ve geçinebilme derdine düşüyor. Tabi mutsuz olarak…   Ben de bu evreden geçtim. Ama biraz daha direndim sanırım. Kısa sürede 3, 4 iş yeri değiştirdim. Fakat ne kadar direnseniz de etrafınızdaki insanların ve ailenizin baskısı sizi çözüyor. Ardından sıradanlaşıyorsunuz. Her sabah düzenli olarak kalkıp insan konservelerine binerek askıda işe giden, hiç bir heyecan yaşamadan tekrar bu konservelerin içinde eve dönüp uyuyup başka bir monoton güne geçen insanlardan oluyorsunuz. Evrendeki kütlesi ve hacmi olan bir objeden farkınız olmuyor.

İlk patronum benim normal biri olmadığımı söylemişti. “Neden?” diye sordum.  “Çünkü normal düşünmüyorsun.” demişti. Diğer bir patronum beni çok seviyordu. Gerçekten de iyi bir insandı. “Seni çözemiyorum. Hayatımda gördüğüm en ilginç çocuksun” demişti. Son iş yerimde üreteceğimiz cihaz için Tübitak testlerine gitmiştik. İşe başlayalı yaklaşık 2 hafta olmuştu. Tüm testleri ben yapıp gösterdim. Sonra, Tübitak’daki test mühendisi “Normal biri bunları en az bir iki ayda öğrenebilir” dedi. Tüm bunları düşününce daha da bir üzülüyorum. Zeki olduğumu düşünmüyorum. Hatta büyük ihtimalle zeka seviyem bu yazıyı okuyan çoğu kişiden düşüktür.  Ama birilerinin bana farklı olduğumu söylemeleri hoşuma gidiyor. Bu özelliğimi kaybetmek istemiyorum.  Bu özelliğimin her fırsatta kullandığım matematik ve fizikten kaynaklandığını düşünüyorum ve bunlar üzerine çalışmalar yapmak istiyorum artık. Ömrümü sadece yazılım yapıp ve aynı cihazı üreterek geçirmek istemiyorum.  Yeni şeyler üretmek istiyorum. İnsanların saçma olarak nitelendirecekleri ama beni mutlu edecek yeni şeyler…  Sadece bir laboratuvar istiyorum. Tamam içinde güzel bir  asistan da olsa fena olmazdı. Belki iki n tipi yarı iletken arasında bir aşk da yaşardık.  Sonra beni sevmiyorsun benimle ilgilenmiyorsun falan diye başımın etini yerdi.  Laboratuvardaki silisyumları birbirimize fırlatırdık sinirlenince.  Neyse kız olayı çok da önemli değilmiş şimdi düşününce. Yani bu olsa da olur olmasa da olur. Ama bir laboratuvar şart.

Dün sabah bir arkadaşımın paylaştığı “Standing Wave Ratio” tanımını gördüm. İçimde bir şeyler kulağıma hunharca haykırdı.” İşte sen bu gibi şeylerin adamısın. Ne işin var senin normal insan gibi çalışmayla? Senin gidip sabahlara kadar problem çözmen, problemler için her gün kafa patlatman gerekiyor. Yeni şeyleri anlamaya çalışman, fikirler üretmen gerekiyor! Yeni şeyler üretmen gerekiyor. Titre ve kendine gel!”. Dün bu gazla az kalsın gidip istifamı basıyordum.  Ama inanın bana parasız kalmak ve baba parasına ihtiyaç duymak tüm bunlardan daha kötüdür.  Bu yüzden kendimi frenledim. Bu seferki tehlikeyi de bu şekilde atlattım. Umarım bir sonraki tehlikede parasız kalma gibi bir sorunum olmaz ve istifayı basabilirim…