Aslında gerçekten düşünüldüğünde bir mühendislik öğrencisi olarak “Microelectronic Devices” dersinde gördüğümüz elektronik kompanentlerin çoğunun 1950 li 60 lı yıllarda üretildiğini biliyorum. Microsoft’un MS-Dos’u ile başlayan yazılım serüveni yine 1970 li yıllara ait.  Bu adamlar yaklaşık 50, 60 yıldır durmadan yazılım ve mikroelektronik üzerinde çalışıyorlar ve kendilerini bu konuda geliştiriyorlar. Öyle ki geliştirdikleri teknolojiyi sadece dışarı yansıyan kadar bilebiliyoruz.  Biz daha Light Emmited Diode(Led) dediğimiz diyotları 2009 yılında kurulan küçük bir firmayla power led olarak kısmen üretmeye başladık. Ve bu firmanın da Ar-Ge birimi yok denecek kadar küçük.  Transistör üretmiyoruz. Diyot üretmiyoruz. Ve buna bağlı olarak tümleşik hiç bir entegre üretmiyoruz. Adamlar bu konuları aşıp nano düzeyde işlemci üretmeye başladılar fakat biz daha bu konuda elle tutulur bir adım atmış değiliz.  Üzerinde çalışmaların olduğunu söylüyorlar. Bilkent gibi maddi imkanları bol olan üniversitelerde nano teknoloji laboratuvarlarında işlemcilerin üretildiğini söylüyorlar ama savunma sanayisinde kullanılan işlemciler gibi tüm elektronik temel bileşenler yine ihraç ediliyor. Bu gibi şeyleri üretip ticarileştirmeye gerek yok zaten. Sadece savunma sanayisinin ihtiyacını karşılasın yeter. Fakat görünüşe göre onu bile başaramadık.

teknoloji

Aslında diode, light emmited diode, transistor ya da proccesor yapmak mikroelektronik fırınlarda oluşturulan silikon-germanyum kristallerini birleştirerek kompanent oluşturmak derslerimizde gördüğümüz kadar kolay olmasa da teoride zor birey değil. Fakat bunları gerçekte yapmak için teknik bilgiden çok para, teknoloji, ortam ve pazar gerekiyor.    Söz sahibi bir ülke olmak istiyorsak bu gibi şeylerin hepsini kendimiz üretmemiz gerektiğini biliyoruz. E durum böyle olunca da tüm olay biz mühendislerin üzerine yıkılıyor tabi ki. “Ortada zibil gibi mühendis dolanıyor. Biz neden bunları üretemiyoruz deniliyor.” Bunları söylerken de sırtımız sıvazlanıyor ve “Hadi koçlarım bu ülkeyi siz kalkındıracak, siz geliştireceksiniz. Siz üreteceksiniz artık.” diye gaz veriliyor. Böylece bende dahil olmak üzere gaza gelen bir çok mühendis arkadaşımız kendini paralayıp bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Fakat zaman ilerledikçe bir detayı kaçırdığımızın farkına varıyoruz. Ve boş yere kürek çekmekten başka bir şey yapmadığımızı anlıyoruz aslında.  Yaptığımız çalışmalar kendimizin mesleki alanda gelişimine yardımcı olsa da karşımıza sürekli bir engel, sürekli bir hayal kırıklığı, sürekli bir karşı duruş çıkıyor. Ve artık şirketleşme olmadan yaptıklarımızın sadece kendi çapımızda olacağını anlıyoruz.

Hiç kimse kusura bakmasın ama bu sorun iktisadi bir sorundur. Ülkede isterse şu anki nüfusumuzun iki katı kadar tecrübeli mühendis olsun. Eğer şirketleşme ve para yoksa bu mühendisleri bir çatı altına toplayacak ve ekip çalışması olanakları sunacak bir özel kurum yoksa hiç bir halt üretemeyiz. Sorunun üzerlerine yıkılması gereken kişiler en başta iş adamlarıdır. Daha sonra ise devletin iktisadi birimleridir.

Bizim zenginlerimiz işin sadece ticari boyutundan para kazanmayı amaçlamış yıllardır ve böyle alışmışlar. Genelde bakkal çakkal işlerini görmüşler ilk başlarda. Sonra zenginleştikçe diğer sektörlere de sadece ticari boyutta el atmışlar. Alışmış kudurmuştan beterdir diye bir söz vardır. Böyle rahatlar. Yabancılardan alıp üzerine bindirerek millete yedirmek kolay iş ve iyi getirisi var. Bütün iş adamları ülkede olmayan bir şeyin üretimini üstlenmenin uğraşmaya değmeyeceğini düşünüyor. Ve paraları çok kıymetli. Yatırım yaparak tek kuruşunu kaybetmeyi göze alamıyorlar. Kaldı ki adamlar zaten mevcut bir ürünün pazarlamasını yapıyor. E kendi ülkesinde bunu yaparsa ne pazarlayacak belli bir müddet? Bunun hesabını yapıp ne birilerinin bu ürünü yapmasına izin veriyorlar ne de kendileri yapmak için girişimde bulunuyorlar.

Devletin iktisadi birimleri savunma sanayisine çok büyük teşvikler vermeyi kabul etseler de zenginlerimiz bir türlü bu olaya sıcak bakmıyor. Bu olayın arkasında başka nedenler aramak da abartı olmasa gerek. Şimdi diyeceksiniz ki e madem zenginler yapmıyor devlet kendi eliyle yapsın. Öyle de olmuyor güzel kardeşim. Devlet özel sektör gibi aktif, canlı, inovatif olamıyor. Çünkü devletteki bürokrasi ve otorite bunları engelliyor. Yani devletin kendi kurduğu bir şirket zarar etmekten ileri gidemiyor. Şirketleşme olmayınca da yetişen tecrübeli mühendislerimiz ve materyalcilerimiz yurt dışına gitmek ya da geçim zorluklarıyla boğuşarak başka bir alana yönlenmek zorunda kalıyorlar. Böylece çifte kayıp yaşıyoruz.

Aslında teknik eleman yetiştirmeye bu ülkede hiç önem vermesek bile, çok değerli cevherler çıkıyor ama onları da küstürüp yurt dışına kaçırıyoruz. Çünkü yurt dışı bu cevherlere verilecek değerin önemini biliyor. Ve insana yatırım yapıyorlar. Biz ise sadece binalara yatırım yapıyoruz. Mimari olarak çok güzel üniversiteler açıyoruz, çevre düzenlemesi, kampüsü mükemmel fakat içi boş. İçinde hoca yok, öğrenci yok, hiç bir şey yok. Ama yurt dışında öyle değil.  Yurt dışındaki firmalar kendi alanlarında üniversitelerde laboratuvar açıp özellikle belli öğrencileri seçerek onları yetiştiriyorlar. Bunu Türkiye’de olanın en az 30 katı kadar fazla yapıyorlar. Ve bu işe Türkiye’de olanın en az otuz katı kadar önem veriyorlar.  Çünkü şirketin geleceğini sağlayacak kişilerin onlar olduğunu biliyorlar.  Fakat Türkiye’de mühendis sadece şamar oğlanıdır.  Ustanın daha iyi iş bildiği düşünülen bir ülkede mühendislikten bahsetmek biraz abes kaçmıyor mu sizce de?   Bu yüzden her şey kara düzen değil mi  Türkiye’de.  Burada suçlu olan tabi ki sadece belli bir kesim değildir. En az meslektaşlarımın da bu konuda suçludur. Fakat bu durum böyle gelmiş ne zamana kadar böyle gider öngörmek zor…

Son zamanlar da Tübitak’ın girişimci hibeleri artmaya başladı. Bu gerçekten çok güzel bir gelişme. Böylece savunma sanayisi biraz daha canlanacaktır. Fakat  Tübitak her yere yetişemiyor.

 

 

Böyle güzel haberlerin artmasını temenni ederiz. Ve eskiye nazaran bazı konularda önümüz açımaya devam ediyor.  Böyle hiçliklerin içinde bu gibi gelişmelerin arttığını görmek mutluluk verici…